Nasihat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nasihat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2011 Pazartesi

Nasihat - 4: Yalnızlığa Alışmak

    Yalnızlığa alışmak diye bir şey yoktur. Yalnızlığını yaratan insanlar vardır. Küsmemek lazım hayata. Sensin üzen kendini. Bugün aynaya baktın ve gülümsedin ya, bunu hatırla. Bu bile yeter bugünü kurtarmaya.

26 Ocak 2011 Çarşamba

Nasihat - 3: Hüsnüne Güvenme

    Gecenin bu koyu renklerinde aradığım cevaplar ve gece gibi tüm bıraktıkların... Bir nasihat aradım senden kendime doğru. Kendimden sana verecektim ben onu. Oysa sadece bir tını yeterli birçok şeyi anlatmaya. Bu, benden sana...

16 Ocak 2011 Pazar

Nasihat - 2

    Kendini biraz serbest bırak bakalım, sakince bir düşün. Evet, geçmiş çok da iyi bir geçmiş olarak bakmıyor sana, istediğin sen olamadın. Peki, yaşadıkların neydi? Onları sen yaratmadın mı? Sen istemedin mi olmalarını? Sen istemedin mi olmadığın her şeyi olmayı? Bu nedenle biraz sakin ol ve kendini suçlamayı bırak; geçmişle hesaplaşmayı da. Sadece unutmaman gereken bir şey var ki o da, sen ne kadar geçmişin gün yüzüne çıkmasını engellemek istesen, konuşulmasını her ne kadar istemesen de bunları konuşan, sana hatırlatan birileri olacak. Sakin ol sadece ve bu tür konuşmaları bir tebessümle karşıla. Yaptıkların sadece kendine kötülüğü getirdi, başkalarına bir zararın yok. Bu nedenle dudaklarındaki tebessümü bozma.

    Şimdi düşün ve kafanın içinde sıkışıp kalan seni çıkar ortaya. Bir dene bakalım, ne olacak? Şimdiye kadar arzuladığın sen olamadığın için üzdün kendini ama ne çabuk unuttun ki arzular, onları denemedikçe çok zararlıdırlar. Şimdi rahat bırak kendini ve düşünme hiçbir şeyi. Düşünürsen hata yapmaya başlayacaksın. Bu nedenle, kafanda sıkışmış kalmış olan senin yapmak istediği ilk şeyi yap; o her neyse. İstediğini yarat kendinden. Bir dene bakalım. Şuanki sen, çok sıkkın kendinden.

   Ama biliyor musun ki, sen yine de hep sevdin kendini.

13 Ocak 2011 Perşembe

Nasihat - 1

    Biliyor musun, ruhun acı çekmeyi terk etmeyecek. Unutamayacaksın da birçok şeyi. Bu nedenle sen yavaş yavaş yok edeceksin kendini. Kendini yok etmemek için birilerine saldırıyorsun ya hani sürekli, işte sen başkalarını değil, başkalarında kendini yok ediyorsun. En ihtiyacın olduğu zamanlarda duymak istediğin sesler neden o telefonlara cevap vermiyor sanıyorsun. Sevilmiyorsun çünkü sevilmene izin vermiyorsun. Arızalı ruhlar gibisin, hayatındaki tüm güzellikleri kendine yakıştırmıyor, içinde uyanan garip bir hisle güzel olan tüm şeyleri bozuyor, böylece kendini daha yakın hissediyorsun her şeye.

    Yapma! Kendine yapma!

    “Barışmak” nedir, bilir misin? Sen barışmak ister misin kendinle? Aynaya bak. Gözlerine çok az bak ama. Çünkü gözlerine baktıkça, bakmaktan vazgeçeceksin. Sadece aynaya bak. Öylece bak. Vücuduna bak, dudağına bak, kaşına bak, ellerine bak, sonra bir de ellerine bak aynada. Ara ara bak gözlerine. Gözlerinden ruhunu görebilecek misin?

    Sevmişti o seni. İşte ilk bunu göreceksin. Sonra ona yaptıklarını göreceksin içinde beliren onun yüzüne ait anıların ardından. Üzüleceksin. Üzülüyorsun zaten ama daha üzüleceksin, zaten bunu sen de biliyorsun. O nedenle... Boşver!

    Bazı şeyleri hak ettiğini düşünüyor musun? İşte bunu düşün sen aslında. Bırak bu düşünceden kaçmak için kafanda dolanan diğerlerini. Sen yine de üzülme ama…

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...